Gebelikte Fetüs Fizyolojisi

Gebelikte Fetüs Fizyolojisi

Plasenta

İmplantasyonun ilk günlerinde zigot, üzerinde bulunan trofoblast dallarıyla desiduanın içine iyice yapışarak burada bulunan glandların sekresyonu ile beslenir. Bu salgılar glikojen yönünden zengindirler. Trofoblast dalları desidua içinde koryon tabakasını olan koryon frondosumu meydana getirirler ve koryon frondosum, uterus içine doğru gelişip kökler salarak plasentaya dönüşür.

Plasentanın Yapısı

Gebelikte Fetüs Fizyolojisi

Gebelikte Fetüs Fizyolojisi

Plasenta, gelişmesini gebeliğin 4. ayına doğru tamamlar, 500–600 gr ağırlığında, 15–20 mm kalınlığında ve 18–20 cm çapındadır. Plasentanın bir fetüse bir de anneye bakan iki yüzü vardır. Plasentaya çocuk yüzünden bakılacak olursa, üzerinin amnios zarı ile örtülmüş olduğundan kaypak bir manzarası vardır. Kordon plasentanın ortasından girer ve içinde iki arter, bir ven vardır. Bu damarlar amnios zarı altında dallara ayrılarak villuslara kadar uzanır. Plasentanın anneye bakan yüzü kırmızı ve pürtüklüdür. Uterusun iç duvarına yapışık bulunan bu yüzün kanlı ve kotiledon denilen parçalara ayrılmış etli bir manzarası vardır. Orta yerleri oldukça kalın ve plasenta kenarlara doğru incelerek koryon ve amnios kesesi ile uzayıp gider. Kotiledonların herbirisinin içinde kordonun içindeki damar dallarından birisi girmiş ve dağılmıştır.

Plasenta birçok kan havuzu şeklindeki bir yapıdan oluşmuştur. Bu kan havuzları içerisine üzerleri trofoblastlarla örtülü koryon dalları uzanır, bunlara villus denir. Her koryon dalında bir vena ve iki arter bulunur. Kan havuzlarına anne dokularından gelen damarlar açılmış ve anne kanı bu havuzlarda birikmiştir. Bu kan ile çocuk kanını, villusları örten ince bir zar tabakası birbirinden ayırır. Anne ile çocuk arasındaki besin ve gaz alışverişini yöneten plasentanın görevi kan havuzlarında olur. Çocuğu geliştirecek olan besin maddeleri ve oksijen, villusları örten zardan çocuk kanına doğru süzülür. Çocuktaki artık maddelerde buradan annenin venalarına geçerek, annenin böbrekleri, solunum yolları ve deri yolu ile dışarıya atılır.

Plasentanın Fonksiyonları

  • Plasenta fetüs ve anne arasında baraj görevi yaparak fetüse oksijen ve besin madddeleri sağlar.
  • Bebekte oluşan artık maddeleri (toksik maddeler ve karbondioksit) anne kanına taşıyarak atılmasını sağlar.
  • Salgıladığı hormonlarla gebeliğin devamını sağlar. (Steroid Steroid, polipeptit polipeptit, östrojen ve , östrojen ve progesteron progesteron).
  • Fetüsün immunolojik açıdan korunması için antikor geçişini sağlar.
  • Plasentanın enzimleri toksik maddeleri inaktive eder.
  • Bakterilere bariyer görevi yapar, virüsler geçerler.
  • Glikojeni ve yağ asitlerini sentezleyerek fetüsün beslenmesini sağlar.

Plasentanın Hormonları

Koryonik gonadotropinler (Human Chorionic Gonodotrop-HCG): ostrojen, progesteron, relaksin ve adrenokortikotropin hormonları plasenta tarafından salgılanır. Koryonik gonadotropinler, hipofizden salgılanan gonadotropin hormonlarının salgılarını frenler. Gebeliğin ilk döneminde korpus luteumdan progesteron salgılatarak, gebeliği korur. Plasentadan diğer hormonların üretimini uyarır.

Östrojen: Protein sentezini ve RNA yapımını sağlar. Östrojen etkisiyle gebelik döneminde serviks gevşer ve yumuşar. Uterusun myometriyum tabakası gelişir. Gebe organizmasında su retansiyonu olur. Memeler laktasyona hazırlanır.

Progesteron: Zigotun yuvalanması, servikal mukusun oluşması, memelerin gelişmesi ve gebeliğin devamını sağlar. Progesteronun etkisiyle bebek gelişir ve annenin bebeğe karşı oluşturacağı immun reaksiyon frenlenir. Myometriyum tabakası daha da gelişerek oksitosin uyarılarına cevap verecek hale gelerek doğumu sağlayacak kadar güçlü kasılmaların olması sağlanır.

Relaksin Hormon: Trofoblastlarda hormon sentezini uyarır.

Amnios Kesesi ve Amnios Suyu

Amnios boşluğunu örten hücrelerin meydana getirdiği amnios zarı ile koryonun iç tarafının birleşmesiyle, fetüsü koruyan bir kese meydana gelir. Bu keseye amnios kesesi denir. Bu kese dıştan koryon, içten amnios zarından meydana gelir ve bu kesenin içinde fetüs ve amnios suyu bulunur. Amnios zarı, amnios kesesinin iç yüzünü ve plasentanın çocuğa bakan yüzünü örter, kordonun etrafını sararak bir kılıf teşkil eder.

Amnios kesesinin görevleri:

  • Poş denen bu su kesesi, gebelik boyunca fetüsün korunmasını sağlar,
  • Dıştan gelecek travmaların çocuğa ulaşmasını önler,
  • Çocuğun hareketlerini kolaylaştırır,
  • Sabit bir ısı ortamında kalmasını sağlar.
  • Amnios kesesi aynı zamanda doğum sırasında başlayan ağrılar ve uterus kasılmaları etkisiyle kolluma baskı yaparak açılmasını sağlar ve bu baskıyı fetüsün her tarafına yayarak travmaları önler.

Amnios sıvısının görevleri: Amnios kesesinin içinde amnios sıvısı vardır. Amnios sıvısı; fetüsü travmalardan korur, fetüsün ısı kaybını önler, rahat hareket etmesini ve büyümesini sağlar. Doğum eyleminde membranların kayganlığını sağlayarak açılmasını ve doğum kanalının aseptik sıvı ile temizlenmesini sağlar. Amnios suyu, gebeliğin sonunda ortalama 1000 gr kadar olup, berrak ve renksizdir. Amnios suyu içerisinde çocuğun deri hücreleri ve yağı, verniks kazeoza parçaları ve idrar bulunur. Amnios suyu devamlı amnios hücrelerinden salgılanır ve bu hücreler tarafından geri emilim olur. Kısmen de fetüs tarafından içilir.

Embriyonun Gelişmesi

Döllenmiş ovum hücresi mitoz bölünmeyle çoğalmaya devam ederken, bir noktada bu hücreler bir bölgede içeri doğru girinti yapar. Giderek içi boş dairesel yapının içine doğru bölünmeye devam ederek ayrı bir boşluk oluşturur. Sonuçta iç taraftaki girinti ile ana kürenin hücreleri iki tabakadan oluşan bir hücre dizimini meydana getirirler. Bu tabakalara endoderm (iç deri) ve ekdoderm (dış deri) denir. Endoderm ve ekdoderm arasındaki hücreler çoğalarak geri kalan bölümünde dolmasını sağlayarak üçüncü tabakayı oluşturur. Buna da mezoderm denir. Daha sonra anne ile fetüs arasındaki bağlantının temel taşları olan kordon ve plasenta gelişir.

Gelişme devam ederek gebeliğin ileri dönemlerinde endodermden sindirim sisteminin ağız ve anüs dışındaki bölümlerinin iç yüzeyini kaplayan zarlar, akciğer, karaciğer, pankreas ve troid bezi gelişir. Ekdodermden sinir sistemi, ağız ve anüsü döşeyen zarlar, deri, kıl, tırnak, göz merceği ve diş minesi gelişir. Mezodermden ise vücut organ kitleleri, kalp, damarlar, kan, lenf düğümleri, kemikler, yumurtalıklar veya testisler gelişir.

Göbek Kordonu

Göbek kordonu, funikulus umbilikalis – (funiculus umbilicalis), embriyo blast hücreleri ile koryon frondosum arasındaki alanın giderek incelmesi sonucu meydana gelir. Bu alan giderek daralarak yuvarlaklaşır ve çocuk geliştikçe bir kordon haline gelir. Bu kordonun bir tarafı bebeğin umbilikalis bölgesine diğer tarafı ise plasentaya kadar uzanır. Bebek ile plasentayı birleştirir.

Kordonun görevi, bebek ile anne arasında alışveriş yolunu oluşturmak ve bebeğin anne karnında rahat hareket etmesini sağlamaktır. Kordon, 50 cm boyunda 1 cm kalınlığındadır. Bazen kordonun uzunluğu daha fazla olabilir. Kordonun içinden iki arter ve bir vena geçer. İki arter, fetüsteki kirlenmiş kanı kordon ve plasenta yolu ile anne dolaşımına katar. Vena ise anneden aldığı temiz kanı, plasenta ve kordon yoluyla fetüsa taşır. Bu damarların etrafını Jelatine bağlı bir bağ dokusu örtmüştür. Bu madde, kordonun kıvrılıp içindeki kan dolaşımının engellenmesini önler. Uzunluğu daha fazla olabilir. Üzeri çoğu kez düzgün, bazen de girintili çıkıntılı ve düğümlü olabilir.

Fetal Dolaşım 

Gebeliğin ilerlemesiyle birlikte çocuğun dolaşım sistemi de gelişmeye başlar. Anne karnında çocuğun akciğerleri çocuğun akciğerleri ve sindirim sistemi çalışmadığı için çocuğun beslenmesi için gerekli maddeler plasenta ile sağlandığından farklı bir dolaşım sistemi vardır. Plasenta ile anne kanındaki besin maddeleri ve oksijen, villuslardan süzülür. Besin maddeleri ve oksijenden zengin olan bu kan çocuk kanına girerek vena ile göbek kordonunun içinden geçerek çocuğa ulaşır. Çocuğun göbeğinden girerek vücudu içinde ikiye ayrılır. Bir taraftan Arantius kanal, denilen bir kanal ile Vena kava inferiora açılır. Diğer taraftan karaciğerin içinden geçerek yine aynı damara vena kava inferiora açılır.

Vena kava inferior ile sağ atriyuma gelen kanın bir kısmı iki atriyum arasındaki oval delikten, sol atriyuma ve buradan sol ventrikule geçerek aortaya ulaşır ve bu damar ile vücuda dağılır. Sağ atriyumdaki kanın bir kısmı da normal küçük dolaşımda olduğu gibi sağ ventrikule geçer. Buradan da geçer. Buradan da arteia pulmonalis yolu ile akciğerlere doğru hareket eder. Akciğerler intrauterin hayatta sönmüş bir balon şeklinde olup fonksiyon yapmazlar. Bu nedenle kan Bu nedenle kan arteria pulmonalisi aortaya bağlayan botal kanal- dustus botalis-(ductus botalis) ile aortaya geçerek büyük dolaşıma karışır. Aorta ile gelen temiz kan çocuğun vücuduna dağılır. Artık maddelerle karbondioksit aortadaki kana geçer. Baş ve kollardan dolaşan kan vena kava süperiorla kalbe döner.

Aortada toplanan ve giderek kirlenmeye başlayan kan arteria iliaka internaya gelir. Buradan ayrılan arteria umbilikalis ile göbeğe gelir ve kordonun içinden geçerek plasentaya ulaşır. Çocuğu uterus içinde besleyen ve solunumunu sağlayan bu dolaşım sistemine plasental dolaşım denir . Çocuğun doğduktan sonra ağlamasıyla akciğerlerine giren hava akciğerleri balon gibi şişirerek çalışmasına yardım eder. Plasental dolaşım sistemi yer yer tıkanarak anne ile kan alışveriş yolu kapanır.

Çocuk tamamen anneden ayrıldığında Botal kanal, Arteria umbilikalis tıkanır ve kordon haline gelir. Foramen ovale de kapanarak iki atriyumu birbirinden ayırır. Çocuk artık kendi maddelerini ve kendi oksijenini kendisi karşılamak zorundadır.

Bir Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.